1
Sabırlı Olun

Çocuğunuza sevgiyle yaklaşın, sinirlenmeyi bir kenara bırakın ve onun derdinin ne olabileceğini anlamaya çalışın. Boşa giden emeğinize üzülmek, bir önceki maddede söz ettiğimiz suçluluk ve “hayal kırıklığı” gibi hislere kapılmak gibi içsel tepkilere teslim olmayın… Bunun yerine, sevdiği ve sevmediği yiyecekleri öğrenmeye çalışın, sabırla değişik yiyecekler hazırlamaya devam edin, zaten işin “keşif” kısmı tam da burada: Unutmayın, karsınızda dilini ve tepkisini, ilk zevk kıvılcımlarını ve tercihlerini keşfettiğiniz bir bulmaca birey var. Ona bir şeyler yedirmiş olmayı bir “mutlak zafer” olarak görmeyin, bu duyguya saplanmayın, saplanan arkadaşlarınızı uyarın, uyaramayacağınız kadar sabit fikirlilere kulağınızı kapatın. Asla “bunu yemezsen sana küserim” gibi, onu sevginizden mahrum edecek, kendinizden uzaklaştırmak duygusuyla rencide edici çözümlere yönelmeyin. Unutmayın ki, sevgi de çocuğun ruhunun besinidir ve asıl sizin sevginizden mahrum bırakılırsa, aç kalır. Zor yemek yiyen bir çocuğunuz varsa, en önemli vasfınızın sabır olması şart. Yok yere rencide olmayın, onu da rencide etmeyin.


2
Kendinizi Suçlamayın

Çocuğunuz yemeği bir gün çok, bir gün az yiyebilir. Aynı sizin de yaptığınız gibi. Ya da bir gün köfteyi iştahla çiğnerken, diğer bir gün, daha tadına bile bakmadan, eline aldığı gibi masadan aşağı atabilir! Tabağıyla hatta! “Annecim, bugün canım hiç köfte çekmiyor,” diyemiyor, ne yapsın. Şunu hiç unutmayın, bunların hiçbiri sizin suçunuz değil. Kendinizi suçlamaya bir an önce son verin. Zira ortada bir “suç” bile yok. Siz uğraşıp, didinip, ona kraliyet sofralarına yaraşır bir yemek hazırlamış olabilirsiniz, ama bu demek değil ki çocuğunuz buna her zaman olumlu cevap verecek. Bazı günler gelecek, bu yemeklere göz ucuyla bile bakmayabilecek. Tüm bunlara kendinizi hazırlayın ve lütfen şu “yemek” olayını çok dert etmeyin. Hatırlayın, çocuğunuz da hisleri, algıları ve aklı olan bir birey. En azından kendini doyuracak kadar yemeği yiyecek ve aç kalmayacaktır.


3
Biraz Acıkmasında Bir Sakınca Yok

Acıkmak güzeldir ve acıkmakla “aç kalmak” aynı şeyler değildir. Nesillerden nesillere aktarılan su “Ya acıkırsa!” korkusundan bir an önce arının. Çünkü formül basit: Acıkırsa, yaptıklarınızdan birini elbette yiyecektir. Buna karşın, mesela çok sık ara öğün yiyen bir çocuk, ana yemek saati geldiğinde henüz acıkmamış olduğu için de önündeki yemekleri reddediyor olabilir. Aynı şekilde, aralarda çok fazla meyve suyu içiriyorsanız, bu da tok hissetmesini sağlıyor olabilir. Hemen korkuya kapılmayın. Ve arada bırakın da acıksın. Hemen meyve sularına ve aşırı sıklaştırılmış ara öğünlere sarılmayın. Unutmayın, meyve suları yüksek miktarda şeker içerir. Ara öğün gerektiğinde, şeker oranı düşük, besleyici ve minik porsiyonları tercih edip, ana öğünlerde güzelce yemek yemesine konsantre olabilirsiniz. Ya da yemek saatlerinin arasını biraz daha açıp, çocuğunuzun sofraya oturduğunda acıkmış olmasını sağlayabilirsiniz. Böylece hem hazırladığınız besleyici yiyeceği hakkıyla yiyecek hem de kendine küçük yaştan bir yemek düzeni oturtacaktır.

4
İşin İçine Eğlence Ve Macera Katın

Çocukların birçok şeyi oyun yolu ile öğrendiğini ve sevdiğini göz önünde bulundurun ve buna göre yemek sunumlarınıza biraz eğlence katın. Siz yemeğe sadece işlevsel gözle bakabilirsiniz. Ama unutmayın, karşınızda merak çağında, keşif önceliğinde bir küçük birey var. Onun dikkatini ne çekerse, önceliği o kazanır. Örneğin, tabağına ızgara tavuk koymak yerine, tavuğu küp küp doğrayıp, bir şişe meyve dilimleriyle beraber dizebilirsiniz. Kürdan, şiş, kamış, hatta oyuncaklar gibi farklı yemek araçları ona maceralı gelecektir. Mesela, oyuncak kamyonun damperindeki meyveleri birer birer yemesini isteyebilirsiniz. Ya da Barbie’nin evinde bir çay partisi verebilir, mini masasında mini kurabiyeler servis edebilirsiniz.


5
Beraber Markete Gidin Ve Beraber Yemek Yapın

Çocuğunuzu market alışverişine götürün ve sevdiği sebze ve meyveleri kendisi seçip almasına izin verin. Böylece, onları yemeye daha istekli olacaktır çünkü yemek bambaşka bir boyut ve ilginçlik kazanacaktır. Bir diğer yöntem de, çocuğunuzu yemek yapım sürecine dâhil etmektir. Mesela ondan hamuru yoğurmanıza yardım etmesini ya da yumurtayı çırpmasını isteyebilirsiniz. Etraf dağılıp pislense de aldırış etmeyin ve onun yaptığı işle gurur duymasını sağlayın. Bu sayede, yaptığı çalışmanın sonucunu görmek ve tatmak istemesi çok daha olasıdır. Üstelik birkaç kez beraber yumurta kırıp çırptıktan sonra, göreceksiniz ki o da bu işte çok daha profesyonelleşecek! İtiraf etmeliyim, benim en çok işime yarayan öneri bu olmuştu. Oğlum, kendi karıştırdığı kekleri ya da un, yumurta ve galetaya buladığı tavukları daha büyük bir keyifl e yiyor. Normal şartlarda peynir yememesine rağmen, kendi peynir rendelerken, aradan avuç avuç da mideye indiriyor.


6
Yemek Hakkında Konuşun

Sebzelerin ve meyvelerin onun için neden yararlı olduğunu, onları tüketmenin neden önemli olduğunu ona anlatın. “Anlamaz”, demeyin. “Nasıl anlayacak ki” diye düşünmeyin. Konuşun, anlatın, tabii onun zevk alacağı eğlenceli bir dile indirgeyerek… Örneğin, “Barbie neden bu kadar sağlıklı?” ve “Yeşil Dev neden bu kadar güçlü, biliyor musun?” diye başlayan konuşmalar daha çok ilgisini çekecektir. Aynı şekilde, ona hiçbir yararı olmayan besinleri de anlatın. Sağlıklı ve sağlıksız besinler arasındaki farkı gündelik hayatına taşıyın. Elle tutulur ve gözle görülür bir hale getirin. Mesela, sebze meyve resimleri çizin ve boyayın. Yemekle ilgili olumlu hikâyeler anlatan çocuk kitaplarını okuyun ona. Örneğin, meşhur bir klasik olan, Eric Carle’a ait Aç Tırtıl harika bir başlangıç olabilir. Böylece, bazı yiyecekleri ısrarla sevmese de (unutmayın, bu da bir hak ve onun da hakkı!), kendisi için yararlı olduğuna bir şekilde ikna olursa, yemek ya da en azından denemek isteyebilir. Bir şekilde, sevdiği karakter ya da kurguya öyküneceğinden, yemeğe bir şans verme olasılığı artacaktır.